Önemli Bir Kavram: Başkalarına Yönelimlilik
Sevgi ve kabul almak, ilişkide kalma hissini sürdürmek ya da misilleme görmekten kaçınmak gibi sebeplerle kendi ihtiyaçları pahasına başkalarının istek, duygu ve tepkilerine odaklanma olarak tanımlanabilecek “başkalarına yönelimlilik”; kişinin doğal gereksinimlerine ilişkin farkındalık eksikliği ve bunları bastırma içerir. Başkalarına yönelimliliği yüksek olan kişilerin aile geçmişlerine bakıldığında çocuğun sevgi, ilgi ve onay almak için kendilerinin önemli yönlerini bastırmak zorunda kalması vardır. Çünkü ebeveynlerin duygusal ihtiyaçları ya da tutkuları çocuğun özgün gereksinim ve duygularından daha değerlidir. Hayır diyememenin altında yatan boyun eğicilik, kendini feda ve onay arayıcılık şemaları “başkalarına yönelimlilik” alanına ait şemalardır ve görüldüğü üzere ortak noktaları kendi ihtiyaçlarından çok başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya aşırı odaklanmaktır. Kişi davranışsal olarak başkalarına yönelimliliğini devam ettirdikçe de şema kendini sürdürmeye devam eder.
Davranışsal Değişim
Soruna yönelik farkındalık yani sorunun adını koyma ve sebeplerini saptama değişimde önemli bir adımsa da davranışsal değişikliğe gitmeden sadece farkındalıkla bir şey değişmemektedir. Unutulmamalıdır ki beyin davranışları dikkate alır. Dolayısıyla ilişkilerde sağlıklı sınırlar çizebilmek için bildiğimiz yollardan sapıp bir nevi konfor alanından çıkıp (sağlıksız da olsa “bildiğimiz” gibi davranmak bize güven verir) biraz endişeyi belki de kaybı göze alıp harekete geçilmelidir. Bunu yapabilmek için başkalarına yönelimli kişinin nelere hakkı olduğunu bilmeye ve farketmeye ihtiyacı vardır, ihtiyaçlarını karşılaması için tüm insanlarla eşit haklara sahip olduğunu öğrenmeleri önemlidir. Dolayısıyla ihtiyaç ve duyguları ifade etmeyerek sonuna kadar beklemek yerine, oluştuğu anda uygun bir şekilde bunu ifade etmelidirler. Kişi kendini uygun bir şekilde ifade edebildikten sonra sağlıklı hiç bir insan buna karşı misilleme yapmaz, misilleme yapanlar yakın ilişki kurmak için seçilecek yararlı insanlar değildir. Dolayısıyla kontrolcü olmayan partnerler/ arkadaşlar seçme, var olanları eleme başkalarına yönelimli kişilerinin kendilerine borçlarıdır. Gündelik yaşamda “bana farketmez, ben uyarım, bilmem sen ne istersin, benimki çok önemli değil” gibi çok sıklıkla kullanılan şema sözcüklerinden uzak kalmaya çalışarak; tercih belirtme çalışmaları yapılmalıdır. Yani arkadaşınızla hangi cafede buluşacağınız sizin için gerçekten fark etmiyor bile olsa, farkediyor gibi bir seçenek sunmaya kendinizi alıştırmanız basit gibi gelse de önemli bir adımdır çünkü bireyselleşmenin temelinde bu vardır.
Talepkar Tarafımız
Başkalarına yönelimli kişilerde kişinin kendini nasıl hissetmesi gerektiğine veya belirli sosyal durumlarda nasıl davranması gerektiğine odaklanan bir iç ses vardır. Bu ses onlara “onlar için her şeyi yapmak zorundasın, sana ihtiyaçları var, ahlaklı ve iyi insan kendinden verir, diğer insanların mutluluklarından sorumlusun” der; bunu sağlamadıklarında ise suçluluk duygusu ya da endişe yaşatır. Dolayısıyla kişiye aşırı sorumluluk yükleyen bu talepkar tarafın farkına varılması; başkalarına atfedilen kırılganlık ve savunmasızlık algısının düşürülmesi gerekir. Bunun yolu o ses ne derse desin önce davranışsal değişime odaklanmaktır. Davranışsal değişikliklere giderken bu iç sesin daha yüksek sesle ortaya çıkması, suçluluk ve endişe hislerinizin çoğalması beklenen bir durumdur. Bir yandan haklarımıza sahip çıkmaya çalışırken, diğer yandan bu sese dayanmak konfor alanından çıkmak demektir ve değişime giden yolda gereklidir. Çoğu başkalarına yönelimli kişi içindeki talepkar sesin kendi sesi olduğunu ve her zaman doğruyu söylediğine inansa da doğduğumuz evin koşullarının, bize bakım verenlerin tutumlarının, erken çocukluk deneyimlerinin bir sonucudur o. Bizden bir şey gibi ama aslında bize ait olmayan…
