Yakınlık Korkusu

Bir Bağlanma Sorunu mu, Bir Regülasyon Sorunu mu?

Yakınlık korkusunda problem çoğu zaman yakınlığın kendisi değildir; yakınlığın kişide uyandırdığı kırılganlık, bağımlılık, utanç ve kontrol kaybı deneyimidir.

Bağlanma kavramının tarihçesine bakıldığında; ampirik çalışmalar bağlanma stillerini yaşamın erken dönemlerinde belirlenen, süreklilik gösterdiği düşünülen ve kişinin diğer insanlarla ilişki  kurma örüntülerini şekillendiren bir fenomen olarak ortaya koyar. Güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma ve dezorganize bağlanma bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş, bugün çoğumuzun aşina olduğu bağlanma stilleridir. Bowlby’ nin çalışmalarından başlamak üzere güvensiz bağlanma stilleri ileriki yaşam dönemlerinde psikopatolojinin belirleyicisi olarak düşünülmekteyken, güvenli bağlanma stili ise sağlıklı süreçlerle ilişkilendirilmiştir. 

Son 20 yılda bu alanda yapılan bilimsel araştırmalar bizlere yakınlığın yalnızca bir bağlanma meselesi değil, aynı zamanda bir duygu düzenleme meselesi olduğunu göstermiştir. Yani bağlanma bir regülasyon sistemidir ve regülasyon sistemi bağlanmadan daha geniştir. En basit tanımıyla regülasyon; kişinin duygularını, düşüncelerini ve bedensel tepkilerini yönetebilme ve dengeleyebilme kapasitesidir.

Güvenli bağlanma örüntüsüne sahip bireyler için yakınlık; güven, rahatlama ve co-regülasyon anlamına gelirken; güvensiz bağlanma örüntüsüne sahip bireyler için utanç, kontrol kaybı, bağımlılık hissi, maruz kalma (exposure) anlamına gelebilir. 

Yani bu durumlarda korkulan şey aslında yakınlık değildir; yakınlığın aktive ettiği içsel durumdur.

Yakınlık kapasitesi;

  • utanç toleransı
  • bağımlılık toleransı
  • kırılganlık toleransı
  • co-regülasyon toleransı 

ile yakından ilişkilidir.

Güvenli bağlanma örüntüsüne sahip bireylerin bu alanlarda toleransları daha yüksektir ve koşullara göre esneklik gösterir. Güvensiz bağlanma örüntülerine sahip bireylerde ise kişilerarası regülasyon ile kendi kendini regüle etme stratejileri arasında çatışmalar ortaya çıkabilmektedir. Yakınlık arttığında duygusal uyarılma yükselir ve bazı bireylerde mentalizasyon kapasitesi (davranışların arkasındaki duygu, düşünce, ihtiyaç ve niyetleri görebilme kapasitesi) geçici olarak zayıflayabilir. Bu durumda kişi karşı tarafın davranışlarını daha tehditkâr, reddedici ya da eleştirel biçimde yorumlayabilir. Dolayısıyla yakınlık korkusu yalnızca hissedilen duygularla değil, bu duygular altında başkalarının zihinlerini nasıl okuduğumuzla da ilişkilidir.

Yakınlık korkusu çoğu zaman tek bir duygudan kaynaklanmaz. Yakınlıkla birlikte aktive olan bazı temel deneyimler vardır: Yakınlık korkusu;

Co-regülasyon → kontrolü paylaşmak

Bağımlılık → ihtiyaç duymak

Kırılganlık → incinebilir olmak

Utanç → görülmek

Yakınlık; bir nevi kişinin regülasyon kontrolünü kısmen de olsa diğerine geçmesi gibi düşünülebilir. Kişilerarası nörobiyoloji alanındaki çalışmalar da insan zihninin yalnızca bireysel süreçlerle değil, kişilerarası ilişkiler içinde şekillendiğini göstermektedir. Bu bakış açısına göre yakınlık yalnızca romantik ya da sosyal bir ihtiyaç değildir; aynı zamanda sinir sisteminin düzenlenmesinde önemli bir biyolojik kaynaktır. Başka bir deyişle, insan beyni belirli ölçüde birlikte düzenlenmek (co-regulation) üzere evrimleşmiştir. Güvenli bağlanma örüntüsüne sahip bireyler için rahatlama ve güven duygusu aktive eden co-regülasyon; kaçınan ya da kaygılı bağlanan kişiler için kontrol kaybı hissi yaratabilmektedir. 

Bu nedenle yakınlık arzu edilirken, aynı zamanda sabote edilir. 

Bazı insanların “tam ihtiyaç duydukları anda” uzaklaşmaları da bu nedenledir. 

Bağlanma örüntülerinin kişilerarası regülasyon stratejilerini güçlü biçimde etkilediği açıktır.

Bağlanma ve regülasyon çalışmaları ile ortaya konan ana tezlerden biri şudur: Kaçıngan bağlanan bireyler aslında sevgiden kaçmazlar; bağlanma sistemlerinin aktive olmasından kaçınırlar. Yakınlık arttığında; ihtiyaç duyma, kırılganlık ve başkasına dayanma aktive olur. Kaçıngan kişi bunu regüle etmek için “devre dışı bırakma stratejileri” kullanır. Örneğin; duyguyu küçültme, mesafe koyma, yüzeyselleştirme ya da aşırı özerklik vurgusu.

Yakınlık kapasitesinin önemli bileşenlerinden biri de bağımlılık toleransıdır. İnsan gelişimi bütünüyle bağımsızlaşma değil, gerektiğinde başkalarına dayanabilme kapasitesi geliştirme sürecidir. Ancak bazı bireyler için ihtiyaç duymak zayıflık, bağımlılık ya da kontrol kaybı ile eş anlamlı hale gelebilir. Bu durumda yakınlık, sevgi ve destekten çok özerkliğe yönelik bir tehdit gibi algılanabilir.

Kırılganlık toleransı, kişinin incinme olasılığına rağmen ilişki içinde kalabilme kapasitesidir. Yakınlık arttıkça yalnızca sevilme ihtimali değil, reddedilme, hayal kırıklığı yaşama ve zarar görme ihtimali de artar. Bu nedenle bazı insanlar yakınlığı istemelerine rağmen, tam da kırılgan hale geldikleri noktada geri çekilebilirler.

Bir diğer nokta ise yakınlık korkusunun aslında bir utanç korkusu olduğudur. Yakınlık arttıkça; görülme, tanınma ve kusurların görünmesi riski de artar. Yakınlık bir tür utanç toleransıdır. Dolayısıyla utanç tamamen “kötü” değildir. Ama regüle edilmezse; ilişkileri bozar, sorumluluk almayı engeller ve empatiyi düşürür. 

Regüle edilmiş utanç → moral gelişim katkısıdır.
Regüle edilmemiş utanç → savunma ve kopuş. 

Regüle edilemeyen utanç aktive olduğunda güvensiz bağlanan kişi bu duyguyu regüle etmek için geri çekilme, kaçınma, küçümseme ve saldırganlık (kendine ya da karşıya) stratejilerini kullanabilir. Yani ya kaçar, ya saldırır ya da inkar eder. Aktive olan yoğun utanç, kişinin sorumluluk almasını ve ilişkiyi onarmasını güçleştirebilir.

Bu açılardan bakıldığında yakınlık korkusu yalnızca bir bağlanma problemi olarak değil, aynı zamanda bir regülasyon problemi olarak da düşünülebilir. Bağlanma örüntüleri regülasyon süreçlerini şekillendirir; yakınlık korkusu ise çoğu zaman bu regülasyon kapasitesinin sınırlarında ortaya çıkar. Kişinin yakın ilişkiler içinde ortaya çıkan kırılganlığı, utancı, bağımlılığı ve ihtiyaç duymayı ne ölçüde tolere edebildiği; yakınlık kapasitesini belirleyen temel unsurlardan biridir. Belki de psikolojik olgunluk, yakınlıktan kaçmadan bu deneyimleri düzenleyebilme kapasitesidir.