Mutlu olmayı koşullara bağlamak, esas zaman olan “şimdi” yi yok sayıp geçmişle ya da gelecekle uğraşıp, sonsuz mutluluğun kendimizce koşullarını aramak insanların kendilerine yaptıkları en büyük haksızlıkların başında geliyor. Hepimizin zihninde, “yaşamımda şu olursa daha güzel olur” dedirten kendimize has inançlarımız var. “Kilo verirsek, işimizi değiştirebilirsek, her istediğimizi alabilecek paralar kazanmaya başlayabilirsek, o evi alabilirsek, sonsuz sevgiyi bulabilirsek” gibi daha bir sürü koşul koyarız kendimize mutlu olmak için.
Peki ya hiç düşündünüz mü bazı insanlar nasıl an’ da kalabilmeyi, hedeflerine ulaşabilmeyi, koşullar ne kadar zorlarsa zorlasın kendinden memnun olabilmeyi başarabiliyor?
Yapılan araştırmalar bize gösteriyor ki, genetik yatkınlıkla birlikte bugüne kadarki tüm yaşanmışlıklarımızın, anne ve babamızın bize nasıl bir ebeveyn olduğunun, kişiliğimiz gelişirken maruz kaldığımız olayların neticesinde hepimiz “kendimiz- diğerleri ve dış dünya” ile ilgili inançlar geliştiriyoruz. Bu inançlar ise gün içinde yaşadığımız olaylar karşısında binlerce düşünce olarak ortaya çıkıyorlar. Bu düşünceler olaylarla ilgili duygularımızı, davranışlarımızı ve kimi zaman da bedensel tepkilerimizi belirler. Bu nedenledir ki birbirine benzer olaylara maruz kalan iki insan tamamen farklı davranışsal ya da duygusal tepkiler verebilir.
Yani bizi rahatsız eden şey olaylar gibi görünse de aslında olaylara yaptığımız yorumdur. İnsanların sağlıksız inançlarından doğan, olayları yorumlarken gerçeği çarpıtılmış bir şekilde değerlendirmemize sebep olan, dolayısıyla nahoş duyguları tetikleyen “düşünce hataları” mızı tespit etmek ve onları geride bırakmaya çalışmak, bir anlamda zihinsel anlamda temizlik yapmak mümkün.
Olayları değerlendirirken bunları bir tarafa bırakmaya çalışın:
1- Filtreleme: Bir olaydaki olumsuz bir detayın üstünde odaklanarak bütün olayın olumsuzmuş gibi algılanmasıdır. Resmin tümünü görmek yerine olaylarda sadece olumsuzlara odaklanıp olumluları dışlamaktır. Oysaki canınızı sıkan bir şey yaşadığınızda tıpkı adil bir yargıç gibi olayı olumlu- olumsuz bütünüyle görmeye çalışabiliriz.
2- Ya Hep Ya Hiç: Bu çarpıtma kişisel özelliklerinizi siyah ya da beyaz gibi uç noktalarda görmeniz demektir. Hep ya da hiç düşüncesi mükemmeliyetçiliğin temelini oluşturur. Herhangi bir yanlış ya da hatadan korkarsınız: çünkü o zaman kendinizi başarısız, beceriksiz, yetersiz ve değersiz hissedersiniz. Oysaki olayları bu şekilde değerlendirmek gerçek dışıdır; çünkü hayat çok seyrek olarak ”ya öyle ya da böyle” dir. Örneğin, hiç kimse bütünüyle zeki ya da tamamen aptal değildir. Aynı şekilde, hiç kimse her şeyiyle çekici ya da tamamen çirkin değildir. Olayları ve kişileri “ya iyi ya kötüdür” “ya siyahtır ya beyazdır” gibi kutupsallaştırmayın.
3- Aşırı Genelleme: Tek bir olumsuz kanıttan tüme genelleme yapmaktır. Bir kez bir şey yolunda gitmediğinde “aksilikler hep beni bulur” demektir mesela. Bu düşünce hatasını sık kullanan insanlar sanki her aksilik her olumsuzluk hep onları buluyor ve giderek çoğalıyor gibi düşünmekten kendini alıkoyamaz ve kendilerini sürekli üzgün hissederler.
4- Akıl Okuma: Özellikle başkalarının size karşı ne hissettiklerini, ne düşündüklerini kesin olarak bildiğinize inanıyorsanız; akıl okuyorsunuz demektir. Çiftler arasında da sık görülür. Oysaki konu başkalarının düşünce ve duyguları olduğunda mutlaka hata payı vardır ve unutmayınız ki düşüncelerinizi karşınızdakine açıp üzerinde konuşulmadıkça sadece birer varsayımdır.
5- Felaketleştirme: Gelecekle ilgili devamlı olumsuz tahminler yapıyorsanız, sürekli felaketi bekliyorsanız ya da “ya şöyle olursa” diye felaket senaryoları yazıyorsanız; olayları değerlendirirken abartılı yorumlara gidiyorsunuz demektir. Geçmişte de olmasından korktuğunuz ama bir sekilde hiç gerçekleşmemiş ya da gerçekleşse bile baş edebildiğiniz olayları aklınıza getirerek senaryoların sizi korkutmasına izin vermeyin. Unutmayın hayatta bazı olaylar için baştan önlem alamayız. Önce gerçekleşmesi gerekir.
6- Kişiselleştirme: Farklı nedenleri dikkate almadan insanların sözel ya da sözsüz davranışlarının nedenini kendinize yükleyerek, olayları üzerine almaktır. Olayları “benim yüzümden oldu, ben olduğum için” gibi yorumlayarak buna inanmaktır. Kişiselleştirme düşünce hatalarının belki de anasıdır. Kişiselleştirmeyi sık kullanan insanlarda suçluluk hissi ve depresif bakış açısı kaçınılmazdır.
7- Duygulara Göre Mantık Yürütme: Duyguları gerçeğin ispatı gibi algılamaktır. Suçlu hissediyorum, o halde kötü bir şey yapmış olmalıyım. Oysaki duygularınızın gerçeği aksettirdiği doğru değildir. Düşünün bakalım korkuyu da yanınıza alarak yapabildiğiniz bir sürü şey olmadı mı bu hayatta? Lütfen unutmayın bir durumla baş edemeyeceğinize inanıyor olabilirsiniz ama bu baş edemeyeceğinizi göstermez.
8- -Meli/-Malı: Kendiniz ve diğerleri için geliştirilmiş “meli ve malı” ile biten kurallarla yaşamaktır. “Böyle olmamalıyım” yerine ”böyle olmak istemiyorum” diye düşünmeye çalışmak, değişimi daha hızlandıran bir düşünce şeklidir. Bir olayla ilgili kuralcı düşüncelerinizi farkettiğinizde bunları bu şekilde esnetmeye çalışın.
9- Etiketleme: Hatalarınıza dayanarak kendinizi tamamen olumsuz bir şekilde yargılamanızdır. Aşırı genellemenin ilerlemiş şeklidir. Kendinizi ve diğerlerini yargılayıcı ve olumsuz sıfatlarla etiketlemekten vazgeçin.
10- Olumluyu Geçersiz Kılma: Başarılarınızı “dışsal ve değişebilir” durumlara (yüksek not aldım çünkü sınav kolaydı gibi) ; başarısızlıklarınızı ise “içsel ve değişmez” özelliklere ( zekam yetmediği için zorlanıyorum) bağlıyorsanız olumluyu geçersiz kılıyorsunuz demektir. Kendi kendinize olumlu işlerin ya da yaşantıların geçersiz olduğunu söylemekten vazgeçmek iyi bir başlangıç olabilir.
